Tuesday, February 10, 2026

Bakım Takip Paneli

Bakım ve Görev Paneli

1. GÜN - GÖREV TAKİBİ

Henüz başlanmadı
Hatırlatma: Amca yatağı pisledi mi? Eğer öyleyse çarşafları hemen değiştir ve havalı yatağı sil!

Thursday, March 18, 2021

Uydurulan -Çanakkale Savaşı Menkıbesi- Üzerinden Şirk Kavramını Anlama ve Ortaya Çıkan Sorulara Kuran-i Cevaplar

 

                      اعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم


Sığınırım Allah'a o şeytandan, recm edilenden. İsmiyle Allah'ın, Rahman'dır, Rahiym'dir.


٨١- وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

Körlere yol tarif ederek yanlışına engel olamazsın. Sen, sadece ayetlerimize inanarak teslim olanlara dinletebilirsin. (Neml 81)


Evet bu ayetle başlamamın nedeni açıktır. Ne kadar çabalarsak çabalayalım kararı her kişi kendi içinde verecektir. Başlıkta olduğu gibi ortada dönen bir videoya verdiğim Twitter cevabına binanen karşılık olarak ileri sürülen iddialara üzerine böyle kısa bir bilgilendirme yazısı hazırlamak istedim. Bilindiği üzere islam inancının temeli olan Tevhid kavramının tam anlaşılamadığını videoda keşfettiğim için, içine düşülen Şirk-in ne kadar çirkin ancak bir o kadar da fark edilemeyen tehlikeli bir günah olduğunu gördüm. Şimdi öncelikle sosyal medyada gördüğüm videoyu paylaşayım;



Sonra bu videodan hareketle Yandex arama motoruna "Peygamberimiz Çanakkale'de" yazdığınızda çıkan ilk sitede bu videodaki anlatılanın biraz daha uzun şeklini görüyorsunuz. İsterseniz onu da buraya linkiyle beraber yapıştıralım ve sonra Kur'an'dan cevaplarını da verelim inşaAllah.

işte o hikaye buyrun okuyalım; 



Tarihler 1928 yılını göstermektedir. Osmanlının son devir âlimlerinden, ilmi ile amil Alasonyalı Cemal Öğüt Hocaefendi hacca gider. Cumhuriyet yeni kurulmuş, hızlı bir değişim yaşanıyor, Çanakkale savaşının üzerinden de on yılı aşkın bir zaman geçmiştir.
Cemal Öğüt Hocaefendi Mekke’deki vazifesinin tamamladıktan sonra Medine’ye gider. Medine’de her zamankinden fazla kalır. Bu esnada Osmanlı coğrafyasının değişik bölgelerinden gelen hacılarla istişarelerde bulunur. Osmanlı devleti yıkılmıştır, Osmanlı’dan geri kalan toprakların büyük çoğunluğu ya işgal altındadır ya da sömürge durumuna düşmüştür.
Cemal Öğüt Hocaefendi vaktinin çoğunluğunu Mescid–i Nebevî’de geçirir. Bu arada Efendimizin türbesindeki görevlilerle yakınlık hâsıl olur. Hiçbir dünyalık beklemeden, sadece Resûlullah’a sevgi ve muhabbetinden dolayı türbeye hizmet eden bu güzel insan da Cemal Öğüt Hocaefendiye yakınlık duyar ve güzel bir dostluk kurulmuş olur. Cemal Öğüt Hocaefendi türbedarla yaptığı sohbetlerde bir şey dikkatini çeker. Türbedar Osmanlı devletine son derece bağlıdır, hatta o kadar ki Osmanlı adı geçtiği yerde muhakkak bir hürmet ifadesi belirtisi gösteriyordu. Bu nuranî ihtiyarın Osmanlı’ya bu derece bağlı ve hürmetli olması Cemal Öğüt Hocaefendinin merakımı celbeder, bir gün sorar:
“Sizde Osmanlı’ya karşı derin bir sevgi ve muhabbet görüyorum, bunun özel bir sebebi var mı?” Nurani ihtiyar derin bir düşünceye daldı, kısa süre sonra başını kaldırdı ve şöyle dedi:
“Allah ve Resûl’ünün muhabbeti, Osmanlı’yı sevmemi gerektirir.” Cemal Öğüt Hocaefendi bu açıklamadan pek bir şey anlamaz. Anlamadığı da zaten yüz hatlarından anlaşılmıştır. Türbedar pek fazla bilgi vermek niyetinde değildir, ancak Cemal Öğüt Hocaefendi bir şeylerin olduğunu anlar ve ısrar eder. Nur yüzlü ihtiyar anlatmaya devam eder:


“Osmanlı’yı sevmem için şu anlatacağım hâdise yeter de artar bile.”
1915 senesinde Medine’de başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır.
1915 yılının hac mevsimi idi. Her hac mevsiminde olduğu gibi, dört bir yandan mü’minler geliyordu, bu gelenlerin içinde Hindistan ulemâsından, âlim, zahit, keşfi açık gerçek bir Allah dostu da bulunuyordu. Bu Allah dostu ile sizinle olduğu gibi yakınlık oluştu, sohbetine katıldık. O kadar güzel sohbetleri oluyordu ki, kendi ağlıyordu, dinleyenleri de ağlatıyordu. O zamanlar Osmanlı’nın çok sıkıntıda olduğu zamanlardı, ehl–i küffar, İslâm’a karşı saldırıya geçmiş, Payitahtta Çanakkale Boğazı’nda büyük savaş oluyordu.
Hindistanlı âlimde bir şey dikkatimi çekmişti, sohbetlerinde ağlıyor, namazlarında ağlıyor, yolda yürürken bile gözünden yaş eksik olmuyordu. Ağlamadığı zamanlar bile devamlı hüzünlü idi. Merakım artıkça artı ve bir gün kendisine bunun sebebini sordum:
“Efendi! Bu mübarek yerdesin, gözün gönlün açılacağı yerde devamlı ağlıyorsun, ağlamadığın zamanlarda yüzünde hüzün var, bunun sebebi, hikmeti nedir?” Beni yayına oturttu, gözlerindeki yaş damlaları daha da hızlanarak akmaya başladı. Sonra yaşlarını sildikten sonra bana dedi ki:
“Ben uzun yılların hasreti ile çok uzaklardan buralara geldim. Ben Kâinatın Efendisi’nin kokusunu, ruhaniyetini Hindistan’dan alırdım. Şimdi buralara geldim, Efendimin kabr–i şerifi başındayım, ama Hindistan’da aldığım feyiz ve nuranîliği burada bulamadım. Bu ne hâldir diye düşünüyorum, acaba bir günah mı işledim, bir suçum mu var? Efendim benim üzerimden himmetini çekti mi? Ya da Efendim, burada değil, burada olsa onu hisseder, onun ruhaniyetinden bereketlenirdim. Bu hâl beni perişan etti… Ağlamamın sebebi budur.”
Türbedar bu Allah dostunu dikkatle dinledi, ancak o da bu işe ne bir yorum getirebildi, ne de bir şey diyebildi. Ancak nur yüzlü türbedarın da kafası karışmıştı. Bu Hindistanlı âlimin, yalan söyleme, abartı yapma gibi bir durumu söz konusunu değildi. Son derece samimî bir hâl içindedir. Hindistanlı âlimin söylediklerine yabancı değildi. Her hac mevsiminde değişik bölgelerden gelen Allah dostları ile karşılaşır, onları Allah Resûlü’nün ruhaniyeti ile nasıl bağlantılar kurduklarını bilirdi. Bu Hindli âlim de onlardan biri idi, türbedarın bunda zerre şüphesi yoktu. Peki, bu âlimin söyledikleri nasıl açıklanacaktı?
Yaşlı türbedar gündüz dinlediklerinin etkisinde kalmıştı, gece yatağına yattığında da kafasındaki soru işaretleri gitmemişti.

Sabah namazına kalkmadan önce türbedar bir rüya görür. Rüyasında Kâinatın Efendisini görür. Nur yüzlü türbedar, edebinden Efendimize bir şey soramaz. Dün yaşananlar aklına gelir, bir şey diyemez. Türbedarın düşüncelerine Kâinatın Efendisi cevap verir:
“O kardeşimin hissettiği doğrudur. Ben her zamanki makamımda değilim, birkaç zamandır Çanakkale’deyim… Çok zor durumda bulunan kardeşlerimi yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Onlara yardım ediyorum…”
Hindistanlı âlim, Allah dostunun vaziyeti anlaşılmıştı. Peygamber Efendimiz Çanakkalede Çanakkale Savaşı Peygamber Efendimiz (notusta.com)


Rüya Hikayesinden Çıkarılan Tespitler

Tespit 1: Olayı 1928 yılında bir Türk hacı ortaya çıkarıyor. 1915'te Mescid-i Nebevi türbedarlarından birisi Hindistan'dan gelen bir hacının rüyasını anlatıyor.

Tespit 2: Hindistanlı hacının söyledikleri şirk dolu cümleler ve hezeyanlar, kendi kendisiyle çelişmesi

Tespit 3: Dış görünüşe aldanarak ön yargıya sahip olma ve aklı devreden çıkarma.

Tespit 4: Türbedarın dediğine göre sadece Hindistanlı Hacı rüya görmüyordu, bir çok hacıdan bir çok rüya duyduğunu ifade etti.

Tespit 5: Nihayetinde bir rüya da Türbedar gördü. Medine'de kabrinde değilmiş, Çanakkale'de askerlere yardım ediyormuş.Bu tip rüyaların görülmesi gayet doğaldır. Türbedar ve uzaktan hacca gelen hacıların RasülAllah sevgisi hasrete dönüşünce bilinçaltlarına bu yönde bilgiler arzular üşüşür. Basit bir çıkarım şudur: RasülAllah'ın temsili hiç çizilmediğine göre ve Türbedar'ın dediğine göre bir çok hacı rüyasında gördü, nasıl gördüler peki? Onlara rüyanızda ne gördüklerini resmedin desek aynı mı farklı mı bir temsil ortaya çıkardı. 


 Ortaya Çıkan Sorulara Kur'ani Cevaplar


Soru - Cevap 1: Bu hikayenin nesi yanlış?


 ٢٨...وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ

Varsayım, gerçeğin yerini tutamaz. (Necm 28)

وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَنًّاۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

Onların çoğu zanlarının peşinden giderler. Oysa zan, gerçeğin yerini hiçbir şekilde tutmaz. Allah, onların yaptıklarını bilir. (Yunus 36)

Gördüğünüz üzere değerli kardeşler. Hikaye 1928 Miladi yılında Alasonyalı Cemal Öğüt tarafından ortaya çıkarılıyor. O da 1915'e Hindistanlı bir hacı ile Mescid-i Nebevi Türbedar'ı arasında geçen ruhaniyet-rüya üzerine hadiseler. Rüya; şuuraltı faaliyetlerin uyku sırasında zihinde yarattığı hayallerdir.  (Bknz: Rüya Nedir? Rüya Ne demek? - Nedir.com)  Görüldüğü gibi bir kesinlik ve delil içermediği için rüyaya itibar edilemez. Unutulmasın rüya yollu şartlandırma ile özellike tarikatlar mensuplarını elde tutabilmiş, sahte hedeflere odaklandırabilmiştir. (Baknz: fethullah gülen in rüyada peygamber görmesi -dunyasozluk.com)

Şimdi diyeceksiniz ki Yusuf Nebi'nin gördüğü rüya neydi? 

اِذْ قَالَ يُوسُفُ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي رَاَيْتُ اَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ رَاَيْتُهُمْ ل۪ي سَاجِد۪ينَ

Bir gün Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım rüyamda on bir gezegeni, Güneş’i ve Ay’ı gördüm. Onları bana secde eder halde gördüm.”

وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟

İşte, rüyanda gördüğün gibi, Rabbin seni seçecek ve olayların yorumunu sana öğretecektir. Daha önce ataların İbrahim’e ve İshak’a olan nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup ailesine olan nimetini de tamamlayacaktır. Senin Rabbin, daima bilen ve kararları doğru olandır.”

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Yusuf’u götürüp kuyunun dışarıdan gözükmeyen bir yerine bırakma konusunda anlaştıklarında ona şunu ilham ettik: “Yaptıkları bu işi, hiç beklemedikleri bir anda, onlara kesinlikle bildireceksin.”

(Yusuf 4.6.14 ayetler)

Evet görüldüğü gibi bu rüya bir işaret idi. Delili Allah'tır çünkü kuyuya düştüğünde Allah O'na seslendi. -Seni seçtim- diye. Burada vahyi ileten Allah olduğu için, O'nun sözüne inanmak mecburiyetindeyiz. Zaten itibar etmezsek müslüman olamıyoruz.

Soru - Cevap 2: RasülAllah'ın Ruhaniyetinden Yardım İsteyemez Miyiz?


اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ

Kulluğu doğrudan sana yaparız. Yardımı da doğrudan senden isteriz. (Fatiha 5)

Görüldüğü gibi Tevhid'in özü burada salatımızda (namaz) okuduğumuz temel süre olan Fatiha 5. ayette geçiyor. Kulluğumuzu, ibadetimizi ve duamızı, manevi yardımı Sadece Rabbimiz olan Allah'tan istemek zorundayız. Aksi şeyler yapıldığı zaman Tevhid'in zıt anlamlısı Şirk; Allah'a ekleme yapma, ortak, yardımcı, dost, aracı, oğul vs gibi Hkümüranlıkta ve Emir vermede Tek İlah'ı iki ve daha fazla olacak şekilde her türlü çıkışa şirk denir.

وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلآ أَنفُسَهُمْ يَنْصُرُونَ

Allah ile aranıza koyup yardıma çağırdıklarınız; size yardım etmek şöyle dursun, kendilerine bile yardım edemezler. (Araf 197)


وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ

Muhammed sadece bir elçi­dir. Ondan önce de elçiler geldi geçti. O, ölse veya öldürülse gerisin geri mi döneceksiniz? Gerisin geri dönen Allah'a bir zarar veremez. Allah görevini yerine getirenleri ödüllendirecektir. (Al-i İmran 144)


Dinimizi kaim kılan Allah Teala'dır. Muhammed Nebi olan bir beşerdi. Rasüllük görevini ifa ederek her insan gibi hayatını tamamlamıştır.

اِنَّٓا اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصًا لَهُ الدّ۪ينَۜ

Gerçekleri içeren bu Kitab’ı sana Allah indirmiştir. Öyleyse dinine bir şey katmadan kulluğu Allah’a yap.


اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

Bil ki Allah’ın dini, katışıksız dindir. Allah ile aralarına evliya yerleştirenler şöyle derler: “Bizim bunlara kul köle olmamız, sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diyedir.” Allah, onların tartışıp durdukları her konudaki hükmünü, onların yüzüne karşı verecektir. Allah, yalancı olan ve âyetleri görmezlikte direnen birini yoluna kabul etmez. (Zümer 2-3)


 وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ

Dirilerle ölüler bir olmaz. Allah, dinlemek isteyene dinletir. Sen, kabirlerde olanlara bir şey dinletemezsin (Fatır 22)

 RasülAllah şu anda aramızda bulunmuyor. Bedeni kabrinde olmak üzere -şuuru kapalı- şekilde uyumaktadır. Kıyamet günü alarm çaldığında herkes kabrinden uyanacak ve ancak o zaman duyabilir, görebilir. O yüzden ruhaniyetinden faydalanmak isteyenler Kur'an okusunlar ve RasülAllah'ın Kurandan hikmet dolu yaşamını örnek alsınlar. Her kim RasülAllah ile konuştum dediyse o yalancıdır. 


Soru - Cevap 3: Hindistanlı Hacı'nın hezeyanları ve şirk dolu sözleri hangileridir?


اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

Hamd; her şeyi mükemmel yapmak Allah’a özgüdür O bütün varlıkların Kainatın Rabbi, Efendisi'dir. (Fatiha 2)

Hezeyanları şudur; Diri olan Allah yerine ölü olan Muhammed Rasül'e karşı utanç duyuyor acaba bir günah mı işledim de Hindistan'da aldığım feyzi Medine'de kabri başında alamadım diyor. Himmetini yani manevi yardımını mı çekti üzerimden diyerek büyük bir zanna sarılıyor. Allah'ın -kabirdekilere işittiremezsiniz-ayetini tınlamıyor. RasülAllah'a ölümü kendince yakıştıramıyor açıkça hadsizlikte bulunuyor. 


قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْۚ هٰذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْل۪يۜ

...De ki “Delilinizi getirin. Benimle birlikte olanların Kitabı budur. Bu, benden öncekilerin de kitabıdır.”... (Enbiya 24)


يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ey inananlar! Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın; Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun çünkü Allah yaptıklarınızın iç yüzünü bilir. (Haşr 18)

 İkinci hezeyanda şudur: Türbedar hacca gelen bir çok hacının da Hindistanlı hacıya benzer rüyalar anlattıklarını ileri sürmesiydi. Onların zanlarında bile bir belirsizlik var. Çanakkale'de savaşa giden bir Rasül diğer taraftan başka bir kişinin rüyasında ne halde görünmüştür kim bilir? Belki çölde muhabbet ediyorlardı belki de başka yeşil bir vadide. Bu anlatılanlardan bile Çanakkale hadisesinin sadece bir rüya olduğunu ve gerçeği yansıtmadığını anlayabiliyoruz.


Soru - Cevap 4:  Şehitlere ne diyeceksin peki?


وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًاۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanma! Onlar, diridirler; Rableri katında bütün ihtiyaçları karşılanır

فَرِح۪ينَ بِمَٓا اٰتٰيهُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۙ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ اَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۢ

Allah'ın kendi lütfundan verdikleriyle mutludurlar. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da üzerlerinde bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler. (Al-i İmran 169-170)


Evet ayette -şehit- kelimesi değil -قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ- Allah yolunda öldürülenler şeklinde geçmektedir. Ayrıca 170. ayette geçen

 -وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذ۪ينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْۙ- 

müjdeleyecekler henüz aralarına katılmamış olacakları, manasına gelir ki bu da demek oluyor ki dünyadaki insanlarla henüz iletişime geçemiyorlar. Sadece Allah yolunda öldürülenleri öldükleri esnada mutlulukla karşılayacaklar. 

Soru - Cevap 5: Peki Allah Müslümanlara Meleklerle Yardım Edemez mi? 


اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَل۪ينَۜ

O gün müminlere şöyle diyordun: “İndirdiği üç bin melekle Rabbinizin imdadınıza yetişmesi size yetmez mi?” (Al-i İmran 124)

Müslümanlar Allah yolunda savaştıkları vakit elbette Allah yardımını esirgemeyecektir. 


Soru - Cevap 6: Dış görünüşe aldanarak ön yargıya sahip olmadan ne kastetdin?


وَاِذَا رَاَيْتَهُمْ تُعْجِبُكَ اَجْسَامُهُمْۜ وَاِنْ يَقُولُوا تَسْمَعْ لِقَوْلِهِمْۜ

Onları gördüğünde kılık kıyafetlerine hayran kalırsın. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. (Münafikun 4)


"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." (Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)


Son olarak belirtmek isterim ki; görüldüğü gibi bir rüya üzerinden tarih ve gelenek oluşturuluyor sanki dindenmiş gibi bir kutsiyet atfediliyor böylece. Şeytan apaçık düşmanımız olarak dinle ve esasında müslümanlarla uğraşmaktadır. Dikkatimizi Rabbimizin hadisi olan vahye, aramızdaki Rasül olan Kur'an'a vermek mecburiyetindeyiz. RasülAllah vefat etmeden evvel emaneti de bu olmuştur. Kur'an ve Sünnet-i (vahiyden hikmetli yaşam biçimi) bırakıyorum size demiştir.


Ve yine en nihayetinde; bu ufak araştırma samimi niyetlerle yapılmıştır. Kimsenin incinmesi hedef değildir. Maksat İslam denilen bu dinin Sahibi'nin, Kural Koyucusu'nun, Sadece Duada ve Kullukta Kendisine Yönelinmesini vurgulama amacımdır. 


فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ 

Seninle tartışırlarsa de ki: “Ben Allah’a teslim oldum... (Al-i İmran 20)


Selam ile...


Muhammet Elbir Habiboğlu  - 5 Şaban 1442


eğer kafanıza takılan bir soru olursa beraber düşünebiliriz. e posta: muhammetelbir@gmail.com



Kaynaklar:

1- Kuran-ı Kerim ve meali
2- Foto: Yeni Akit Gazetesi
3- notusta.com 
4- nedir.com
5- dunyasozluk.com
6- Video: Twitter

Thursday, December 26, 2019

Yeni Yıla Doğru

Gecenin bu vaktinde düşünüyorum!!!
Neden hala Allah'ın istediği gibi olamıyorum!
Ne zaman olacak bu!
Nedir beni engelleyen!
Bahaneler!

Evet 2019 yılının son günlerinde bir değerlendirme yapmak üzere gece vaktini buldum.
Hayatta insanlar senden bir şey beklerler,
Ne beklerler?
İşin ne, kazancın ne?
Evin var mı ya da araban?

Hiç biri yok...
Peki ben kendimden ne bekliyorum??
Allah'ın istediği şekilde yaşamayı!
Peki ne yapıyorum?
Hiç bir şey!
Artık demeden şimdi kolları sıvama zamanı değil mi?

Thursday, September 7, 2017

Eskiye Olan Özlem

Eskiden ne yazılar yazardım ellerimle beyaz sayfalara,
Daha yakın olurdum yazmaya sanki,
İnternet ve bilgisayar beni bu samimiyetten alıkoydu.
Artık sanal yazıyorum ve sanıyorum.

Özledim o eski hallerimi.
En iyisi gidip b ir defter ve kalem satın alıp doyasıya karalamak olmalı ilk işim.
Belki böylece eskiye olan özlemimi dindirebilirim.
Yaşasın yapabiliyorum...

Tuesday, September 5, 2017

Hazan

Yine geldi bir hazan ayı,
Beni bambaşka hislere iten ,
Dalıp düşündüren,
Sonbahar başı,
Eylül...

Yaşadığım çevre sararmaya başlar, hava soğur,
İçimde bir özlem belirir.

Bu ayda hepimiz için güzel geçer,
eğer Allah dilerse.


Saturday, September 2, 2017

Ne Zaman?

Gerçekten ne zaman odaklanacağız?

Durup düşüneceğiz?

Ne için buradayız?

Ne zaman artık yeter deyip Rabbani bir düzene gireceğiz?

İçimizdeki sesi dinleyip kendimizi Yaratan'ın buyruğuna kurban edeceğiz?


Dünya Kargaşası

Gençlik yıllarının hazan mevsiminde okuma aşamasını geçmiş bir sınava girmiş ve bir meslek edinmiş birtakım burnu havada insanlar görüyoruz. Bunlar eşleriyle, arabalarıyla, elde ettikleri imkanlarla sosyal medya platformlarında adete bir sergi sunumunda bulunuyorlar. Öte yandan bunlar gibi başarılı olamamış insanlarda bunların paylaşımlarını görüyor ya ağzı açık kalıyor ya da "yazık şunlara kime hava atıyorlar" imasında bulunuyorlar.

Evet dünya hayatını tek boyutlu düşünenler çoğunlukta. Başarının bir devlet görevini elde etmekte bulan bu zihniyet, rahatlığı bu sayede ebedi görüyorlar. Oysa bu gerçek rahatlık değildir. Ölüm yine var, hastalık yine var, kaybetmek yine var.

Diyorum ki kendime. ey kendim sakın ha elde ettiğin mallarla kimseye gösterişte bulunma. Hakiki felah ölüm ötesi boyutta eğer rıza-i ilahiye müsait yaşadıysan vaki olacaktır.